BEN BAHAR

Bu bahar benimdir...

Geçmişti, gürültüydü, stresti, acıydı, hatıraydı, ihanetti, gidenlerdi, ve yaşanacaklar yaşandı.... Bahçede bu sefer ağaçlar var, huzur var, renk var, köhne karanlıklar griler yeşile boyandı, uyanma vakti geldi çattı....

Bu bahar benimdir... Bu sefer görüyorum ve hissediyorum baharın geldiğini... Ben hep hüzünlenirdim, baharların benden alıp götürdükleri şeyler vardı ve hiç bir bahar benim olamadı...

Ama ...bu bahar benimdir... Bu bahar başka bahar... Güneş bir başka, ben bir başka... artık beklentiler yok; uyanış ve yeniden doğuş var... baharı derin derin solumak var...

Bu baharda BEN var...

Başın sağolsun Türkiye...

Muhsin Yazıcıoğlu hayatını kaybetti... Bugün malesef bu acı kaza ve kayıp olayı, duymak istemediğimiz vefat haberi ile sonuçlandı... Muhabir ise hala kayıp...

"Kayıp,umut,kaza, kader, ihmal, ecel,acı,öfke,vefat,taziye..." bir çok laf dolandı durdu... gidenler gitti ve biz de çook üzüldük...ben de artık Sivas'lı sayılırım ve Sivaslı hemşerilerimizin hüznünü çok derin yaşadım...Onlar kavuştular Yaradana da çak acı bir kavuşma oldu bizler için... geride kalan evlatları, bacıları, anaları, babaları düşündükçe, ağlamamak elde değil...

Yapılacak şey elbette ağıt değildir, Rahmet dileyip dualarımızı eksik etmemek, onları Kur'an-ı Kerim ile uğurlamaktır...

Başın sağolsun Sivas, başın sağolsun Türkiye...

Kim Kazandı?

Bu yaşanmış bir öyküdür , telif hakkı ise çalıkuşuna aittir... Burada geçen kişi ve kişiler herkes olabilir...

Biricik arkadaşını mutlu etmek için, hasta haliyle burnunu çeke çeke, saçlarını sarıyordu Özgün'ün... Sabahtan kapanmışlardı odaya akşamki misafirler için... dolaptaki tüm kıyafetler denendi... aksesuarlar ayarlandı, saça son şekil de verildi... eee en yakın arkadaş Elif de o gün onlarlaydı... ve bir modacı gibi süslemişti Özgün'ü...Özgün ise Elifin kazağını beğenmemiş kendisinikinden giymediği bir tane vermişti o gecelik...


Ding dang dong... Özgün pır pır uçuyordu... Aile dostunun oğulları Berk de geliyordu... Sanki gelinlik giymiş de ilk dansını yapmak üzere sahneye çıkma zamanının geldiğini haber veren düğün dans müziği çalmış gibi, içi içine sığmamıştı kapı zili çaldığında... Zavallı Elif de onun sevincine ortak olmuş, Özgün'ü sakinleştiriyordu... çok güzel olduğunu söyleyerek...

Hiç de kıskanıp özenmemişti Özgün'e bir gün olsun... Çünkü biliyordu ailesinin sınırlarını ve mutluydu kendine yeten yaşamında... Tok gözlülüğü ailesindendi...

Berk, Özgün ve Elif kızma birader oynadılar... Yaw bu Elif'in de amma şansı açık... Yine kazandı, ama bu biraderler Elifciğin şansını kıskanmaya başladılar... Eee yenilen pehlivan güreşe doymaz... Berk'in isteği üzerine Özgün satrancını getirdi, Elif bunda kesin yenilirdi ama plan işe yaramadı... Elif bilmiyorum dediği oyunu kabaca anlatan arkadaşlarından ne de çabuk kavramıştı... ve galibiyeti ne de mütevazice yaşıyordu....


Bu yenilgi çok ağır geldi Berk'e ve Berk hayranı Özgün'e... Nasıl canı yanardı bu Elif'in... Berk tutamadı kendini...
Berk:''Yaa sen de amma burnunu çekiyorsun abi yaa...''
Özgün: "ııyyy evet dimi yaaa" "ay yaaa kazağı da çok kötü dimi Berk..."
Berk: "yani bence de ve de çok banel.""sen çok şıksın ve saçların çok güzel"
özgün: "yaaaa beğendiğine çok sevındım... ben yaptım"...


Yaaaaaaalaaaaaaaannnnnnnn külli yalan... Bu nasıl insanlık ve bu nasıl arkadaşlık... 12 yaşına ilk hayat sillesini yedi Elif... ve oyunu açık ara ile Berk ve Özgün kazandı... yıktıkları ise Elifin onuruydu...


Elif ise hıçkırıklar içinde, indi alt kata ve hemen arkasından koşmasını beklediği arkadaşı gelmeyince işte o zaman yenildi ve bu yenilgiyi ömrü boyunca unutamadı...


İnsan Sosyal Bir Varlıktır.

Çalışmak, verimli olmak ve de kendini paranı kazanmak güzel de... tükenen enerjinle, çalışma saatleri dışındaki vaktinde, ölü bedenle geziyorsun... Belki beden işçisi değiliz ama beyin yorulunca ve saaatlerce yüksek gürültüyle karşı karşıya kalınca, bir beden işçisinden belki çok daha fazla yoruluyorsun... Ev işi, yemek, temizlik, ütü ise bitkin vücudunla yaptığın son güç denemeleri... İyi ki haftasonları var...



Çalışma hayatına atınca kendini sosyal hayatını sınırlandırıyorsun, belki de sıfırlıyorsun... Bazen konuşmaya bile mecalin kalmıyor, işte benim gibi yazıyorsun... İnsan sosyal bir varlıktır hükmü sanırım, tatillerde ve bayramlarda geçerli...


Bayram değil seyran değil, biz nasıl oldu da sosyalleştik... Bugün aylardır gidemediğimiz, sürekli ertelediğimiz komşularımıza gittik; yaşasın artık da biz de sosyalleştik... İnsan içine karıştık... Bu bana yazılı hazırlama gücümü ve isteğimi kaybetmeme mal olsa da, sosyalleşmeye değer... İnsan sosyal bir varlıktır dimi ama...


fotoğraf

sevmek..?


Live Traffic Feed kayıtlarına şöyle bir baktım da Türkiye'nin hemen her yerinden insanlar ''sevmek suç mu?'' diye aratmışlar google'dan ve sayfama gelmişler ...


İnsanlar demek ki kendilerine sevmenin suç olduğunu hissettirenlerle karşı karşıya kalmışlar ve yalnız olmadıklarını görme ihtiyacı duymuşlar... zaten bazı şeyler sanırız ki sadece bizim başımızda var ve başkaları da yaşayınca tabiki sevinmeyiz, ama rahatlarız...


Sevmek neden suç olsun ki, şu zamanda gerçekten seven kaç tane kaldı... gerçekten sevenler de bırakın sevsin... Zaten gerçek sevenleri Allah görüyo :) ya istekleri oluyo... ya da ahları tutuyo...


Gerçekten sevmek sevilmek ümidiyle...

akşama daha çok var

Gündüzleyin, sabah vakti, hava karanlık, yerle gök bir olmuş sanki, rüzgar çok sinirlenmiş,yerden alıyo göğe savuruyor, penceremdeki turuncu bina ise varla yok arasında, turuncu sisten görünmüyor....





İçim de karanlık bugün nefes aldıkça bişiler batıyor bağrıma; göğüs kafesim dar geliyor nefesi içime deriiin deriiiin çektikçe; ama hala nefes alamıyormuşum gibi geliyor... Sanki hava oksijen fakiri olmuş da bana da gıdım gıdım veriyo...


Hava hala karanlık, ama akşama daha çok var...

ölüm çok yakın

Yaklaşık on dakika önce çok değerli bir hocamın, kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldığını öğrendim.... Beynim durdu... Neden ilk anda kabullenemedim... İlk sabır nedir...

Rabbim ölüm ne kadar yakınmış... Başsağlığı dilemek ne kadar zormuş... İnsan sevdiklerine yakıştıramıyor... Sanki hiç gitmeyecekmişiz gibi geliyor... İçim sızlıyor...

Rabbim taksiratını affeder inşallah... Kalanlara da sabırlar verir inşallah...

ve bu hayat koşturmacası içindeyken diyorum ki ben ne kadar hazırım... biz ne kadar hazırız...

e bebeğim e e e...


Zııııııııırrrrrrrr zııııııııırrrrrrrrrrr zıııııııııııııııırrrrrrrr


İnşallah 7 deildir... Ohh az daha uyuyayım; aman bgn de kahvaltıda çay olmayıversin... 3.zil ve 7.30 artık kurtuluş yok.... uyanma vakti.... üzerimi giyeyim hemen... Akşamdan da hazırlamadım kıyafetimi, dikil bakalım dolabın önünde... bunu dün giydim, bunu geçen giydim aradan biraz zaman geçsin, bugün biraz renkli giyineyim, hep siyah da olmaz ki, ayy bu da dar geliyo artık, ee ben ne yapıcam şimdi, bunla da sadece bu giderdi... :(


Zaman pırrrr uçuvermiş, olamaz. Eyvahhhh.... hemen giyinmem gerek geç kaldım ya yine :( Söz bi daha 5dk erken çıkıcam, soluk soluğa kalmıcam... Uykum bir var ki, oh ne güzel şimdi insanlar sıcacık evinde mışıl mışıl uyuyo... Uyumak istiyoruuuuuuuuuuuuum...


Öğle arası uyuyabilir miyim acaba.... şu dersler de bir geçse... boğazım yine ağrıdı. 'Repeat after me' diye diye gitti sağlık elden... ha ne diyodum uyku.... uyumak ne güzel şey Ya RAB...


Ohh sonunda ders bitti, öğle arası... hava da bi ılık, bi soğuk... benim gibi ne yaptığını bilmiyo, eve gideyim boşver yemeği... hemen uyucam... sonunda geldim eve...
Hemen uyucam... Neeerdeeeeeee.... UYKUM KAÇTI.... Ben akşama ne yemek yapıcam :(

TAŞ BEBEK


İçi cızzzzzzzz etti Fahriyenin... hayatta en çok istediği onun olmuştu... Taş Bebek onun oldu ya; artık onu hiç bir şey mutsuz edemezdi... ne arkadaşlarının horlaması, ne anasının bağırmaları, ne de babasının azarlamaları... O bir yolunu bulur oynardı nasıl olsa bebeğiyle...


Derken bir gün bebeği dile geldi, can buldu... ikisi birbirine yoldaş olmuştu... dünyada yapamayacakları şey yoktu, hayat ve yaşamak çok güzeldi küçük Fahriye için... Onun o büyük, yüce sevgisi cansız bebeğe can vermişti... bu sırrı bir Fahriye biliyordu bir de TaşBebek...


Taş Bebek artık sıkılmıştı bu sevgi oyunundan, zaten zoraki sevmişti, ilgi hoşuna gidiyordu; gerçi bu da bir yere kadardı; ama bu Fahriye de çok işe yarıyordu be, yokluğu zarardı... Taş bebek, taş kalpli bebek Fahriye'yi bir güzel parmağında oynattı... Bir sağa bir sola, olmadı öne, hadi arkaya...

Zavallı Fahriye de, Taş bebek ne derse yapıyordu, ya onu bırakırsa diye... Ondan başka arkadaşı yok ki, giderse Taş bebek, ne yapardı bi başına Fahriye...


Fahriye artık yoruldu Taş bebeğin isteklerinden, nazlarından, yerli yersiz şikayetlerinden, eleştirilerinden, aslında yorulmuştu sevilmemekten... ve bir karar verdi hiç istemeden,canı yansa da, Taş Bebeği sahibine geri verdi, zaten hiç Onun olmamıştı ki...


Güllerin Efendisi


''Allahım bana öğrettiğinden beni faydalandır,fayda verecek bilgiyi bana öğret ve ilmimi arttır... Fayda vermeyen ilimden, korku duymayan kalpten, kabul edilmeyen duadan,doymayan nefisten, insanı maddi ve ruhsal huzursuzluğa düşüren açlıktan, hıyanetten, cimrilikten,korkaklıktan, düşkün ihtiyarlıktan, sıkıntılı yaşlılıktan Sana sığınırım...''
''Senden iffetli yaşamayı. dünyam, dinim, aile fertlerim ve malım hakkında sağlığı ve güvenliği istiyorum. Eksiklerimi ört, korkumu güvenliğe çevir,önümdeni ardımdan, sağımdan, solumdan, üstümden gelebilecek günah ve felaketlere karşı beni koru...''
"Allahım, yalnız sana inandım, yalnız sana güvendim, yalnız sana teslim oldum, yüzümü yalnız Sana çevirdim, bana sevgini ve sevgisi Senin katında fayda verecek kimselerin sevgisini nasibeyle... Güllerin Efendisinin şefaatine nail olmayı nasibeyle..."
"Ey Rabbim, hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemeken Sana sığınırım... Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum... Ey Rabbimiz, Sen bizi affet, Sen bize merhamet et, Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin..."
GECEMİZ MÜBAREK OLSUN...

ZAMAN


Tahlil sonuçları henüz eline ulaştı.... inanamadı teşhise... adımları yavaş, düşünceleri seyrekti... Adeta beyni durmuş düşünemez olmuştu... ama içinde tuhaf bir soğukkanlılık vardı... Acaba hala idrak edememiş miydi ölümün ona ne kadar da yakın olduğunu... Ne de olsa böyle şeyler hep başkasının başına gelirdi...


Yavaş yavaş düşünmeye başladı.Ne de acımasız davranmıştı vücuduna... Hiç sağlıklı yaşamazdı... Dünya umurundanmıydı ki... Hiç canını kaybetmemişti ki kıymetini bilsin...


Terledi terledi geçmişini ve geleceğini düşündükçe... Ne çok günah ve ne kadar az zaman... Ortalama 60 seneden 27 sene daha dolmamıştı... Olamaz biraz daha biraz daha.... 'zamaaaaaaaaaaan' diye bağırarak uyandı 'ohhhh' dedi ve şükretti...

bir umut alsana

Ölmek istemişti Didem... Kime faydası vardı; kim seviyordu ki onu... hayatı hatalarla dolu çember; yuvarlana yuvarlana başı dönmüş, çıksa çıkamaz, sevse sevilmez... Ancak göğe yükselirse dinerdi içindeki bu sancı... Ona göre hayatta ya iyisindir ya kötü; ama en kötüsü nötr olmaktır... Ne varlığın farkedilir, ne yokluğun...


Derken küçük bir kız gelir, eteğini tutarak... 'Abla bir mendil alsana'... Çıkarır cebindeki tüm parayı ve alır bir bir umutlarını...

Kardan Öğrenciler

İşte öğretmenliğin tadını ilk kez aldığım; ailemden ilk kez uzak kaldığım; ama YİBO ailesiyle tanıştığım, ilk gözağrım; şimdi ise çok özlediğim; eski demeye kıyamadığım canım okulumdan, canım öğrencilerimin yaptıkları kardan adamları seyreyleyelim...

Şu güzelliğe bakar mısınız....



Arka plana dikkat!.... Özellikle kollara...

Sizi çok özledim canım öğrencilerim... Kimbilir hanginiz yaptınız bunları... Şimdi orada olmak, bu fotoğraflar arasında sizlerle yeralmak vardı...
Kıymetli arkadaşım bana bu fotoları yollamış; ne de iyi etmiş, beni çok duygulandırdı...

Blogger Templates by Blog Forum