"Güdün şu malları"

Dün arkadaşımla ilçede gezintiye çıktık... Hava ne sıcak ne soğuk... Ama rüzgar esince yakıyor... Malum bura Sivas, yaz gelmeyen memleket... Ara sokaklardan birine girdik, arkadaşım bana harıl harıl bişiler anlatıyor, ben ona... Yaşlı bir teyze bizi durdurdu:
"Gızlar durun bakin nere gidiiiiz, alın elinize şu zupayı da güdün bakiin şu malları... "

Hiç böyle bi konuşma beklemiyorduk, inekleri başta görmedik, heralde yer soracak dedik...
"Teyzecim biz beceremeyiz ki" dedik...
Sonra kadın devam etti:
" O zaman ben de gağıt galem getiiriin de ookuma öğretin ya"
"Ha bak o olur teyzecim, ondan anlarız " dedik, iyi günler dileyip hep birlikte gülüşüp uzaklaştık...

Canım yurdum insanları, ne kadar cana yakın, hiç tanımadığı insanlarla konuşuyor, yüzlerinden tebessümü hiç eksik etmiyor...

Simple Past

"Simple Past" Türkçe karşılığı "basit geçmiş"... "Seize the day" ise , anı yaşa... Yabancılar işi biliyor... Geçimişi basite alıp anını yaşıyorlar...

Aslında böyle yaşamak lazım, geçmiş ise geçmesine izin vermemiz lazım... Kötü hatıraları hatırlayıp kendine eziyet etmek ya da mutlu anını bozmak pek akıl karı değil... Cahiliye dönemini düşününce neler unutulmuyor ki; ancak ders almak şart geçmişten... Direk de silmemek gerek... Bedelini ödeyecek kadar da üzülünmüşse , e yeter demeli, ve işte o zaman gününü yaşamalı...

Beynimizin sağdan özellikler tuşuna basıyoruz ve geçmişi sil diyoruz...

YOL 3


Artık sevilmemeye ve horlanmaya inat bile yok... Üzülmek yok geçmişe... Kaybetmek bitti... Asıl zulmeden kaybetti... Gerçek değeri veren kazandı... Yıkan yakan ise kendi yandı, kendi yıkıldı... ve yol bitti... Zübeyde mutlu, Zübeyde umutlu...

Ben Çocukken...

Çocuklar büyük olmak ister, büyükler ise çocukluğunu özler... Bir öğrencim ne olmak istediğini söyledi ama liste bir hayli kabarıktı... ve bana çocukuluğumu hatırlattı... benim listem de az sayılmazdı...

Ben çocukken ilk tanıştığım meslek, doktorluktu... Daha yürüyemeden hastaneyle haşır neşir oldum ve yaklaşık üç sene de yattım, ilk yürümem de beş yaşında gerçekleşti... Annem, emeği hakkı çooook, hastane camında beni bırakınca, gözyaşları sel olmuş:" şöyle üstünü başını giydirip okula gönderebilir miyim acaba"derken, bu lafını beni gelin ederken hatırlattım ve ikimiz birden koyverdik... İşte taa o zaman beni iyileştiren doktorum gibi doktor olmak istiyordum... Canım annem de hala hayıflanır, "ben senin doktor olmanı istiyordum" diye...

Saçlarım uzun ve düzdü, ee artık iyileştim de, tüm ailenin ilgisi bende, beni çağırırlar oyunumdan ve hadi çalıkuşu bir şarkı söyle derlerdi, ben de başlardım " saçlarını dağıtırsın, rüzgarlara bırakırsın, sen sevmeye alışıksın, seni sevmeyen ölsün..." Hem şarkıcı hem de balerin olmak istiyordum... parmak uçlarımda yürüyerek provalar yapar hayaller kurardım... Bağlamam da olmalıydı, Türk Halk Müziğinden parçalar da söyleyecektim...

Canım babacım öğretmendir ve ben de artık okul çağındaydım ve elbette öğretmen olmak istediğimde kararlıyım, ama ne öğretmeni...Ortaokula gelince, hangi öğretmeni sevdiysem o branşın öğretmeni olacaktım... Resim öğretmeni olmakta kararlıyken, karşıma annem dikildi ve izin vermedi, vazgeçtim...

Artık lise çağındayım ve Anadolu Öğretmen Lisesi'ne de gidince tek mesele branşı seçmek kalmıştı... Derken İngilizce Öğretmenim babama dili seçsin deyince, ben daha durur muyum, sevdiğim öğretmenim beni övmüş, ve kararım da kafamda belirmişti... derken...annem yine istemedi... Ancak bu sefer devreye babam girdi, "yaw hatun bırak çocuğu dedi" ve yıllar sonra buralardayız şükürler olsun...

Kararlarımızı bazen tek başımıza veremiyoruz... Kendimiz seçsek de bazen hata yapabiliyoruz... Sanırım çocuklarımızın bu meslek seçimindeki kararsızlıklarına, biraz da bizler sebep oluyoruz... Bizlere düşen onları engellemek değil, olurları olmazları onlara sunmak, seçimi onlara bırakmak, ve iyi destekli yönlendirmektir...

Rüyalar Gerçek Olsa


Rüyaların dili olsa, alır birini vurur ötekine...
Hatırlatır sana sürekli unutmak istediklerini
Acının tadı hala dün gibi taze...

Ya da

Kıymetini bildirir, hayattakini kaybettirerek
Göçürür seni gerçek diyara,
Yaşamanın şükranına vardırarak...


by ÇALIKUŞU

AKSİLİK üstüne AKSİLİK

Ben hiç yapmam dediğimiz aksilikler başınıza öyle çöreklenir ki, yeri gelir 1 tas yoğurt çorbasını, mutfağın orta yerine dökersiniz, sonra saatler süren temizlik de kısa günün karı oluverir... E ne vardı da döktünüz: esasen o günün hedeflerinde evi temizlemek vardır ama TV başında ya da boş işlerle bi şekilde vakit geçer ve temizlik ertelenir... Ama ertelenemez hem de dipli köşeli olur....

Efendim Müdür Beyin değer verdiği çok önemli belgeler velilere imzalatılmak üzere yetkili kişilere verilir; ancak o önemli kağıtçıklar dönüşüverir birer kağıt kumbarasına atılmayı bekleyen sarı sayfalara...Neden mi: öğrenciler çiçek getirmişlerdir, ancak yetkili kişimiz ise dolabındaki o önemli belgeleri alır, poşetine koyar, unutur öğrencilerin verdiği o nadide çiçekleri de oraya yerleştirdiğini... keratalar da saklanmışlardır... çiçeklerin suyu sen beyaz kağıda ak ve dönüştür canım belgeleri sarı sayfalara... Ve yetkili kişi düşünür "ne vardı da dolabında duran kağıtları yanına alacak, duruverseydi yerinde de sen de bugün rahatça uyusaydın" diye... Ama nafile olan olmuştur...

Her işte bir hayır vardır düşüncelerimle olayın kahramanının bizzat KENDİM olduğumu gururla açıklıyor ve yarın ola hayrola diyorum...

Saygılar...

YILIN ANNESİ

Yine geldi "anneler günü"ymüş... Neymiş "annenize şunu alın", "1-10 Mayıs tarihleri arasında süper indirimler sadece anneleriniz için..." Efendim kompozisyon yarışmaları, yılın en iyi annesi ödülleri...Falan filan...

Bir de Ali'ye sormak lazım "anneler gününün anlam ve önemini"... Annesi babası ayrılmışlardı, o daha 5 yaşıdayken, bir ablası ve bir de kardeşi vardı birer yaş arayla... Çocukları paylaştılar, büyük annede, küçük babada... ee ortancı nereye... bu durumda yuvaya gitmesi en uygun diye düşündüler... Ama vicdanlı halanın yüreği dayanmadı ve yanına aldı... Anne ile Ali aynı diyarda, ama farklı çatılarda... Kardeşleri "anne" derlerken buluşmalarda, Ali ise "anne- baba" kelimesini lugatında mühürlemişken, etrafında duydukça da tepkisizleşmeye alıştırıyor kendini... Ve yıllar böyle geçiyor...

Anne ile Ali elbette karşılaşıyorlar, Ali öyle saygılı ki kendisine analık yapmayan; ama kendisini doğuran kadınla bir araya geldiğinde asla saygıda kusur etmezken, bir kere bile " Beni neden bıraktın?" diye sormuyor... ve anne yılın annesi ödülünü almaya hak kazandığı soruyu soruyor Ali'ye :
"ben senin neyin oluyorum Ali?"
Ali'yi hiç bir soru, hiç bir acıklı anne- çocuk sahneleri, hiç bir anneler günü bu kadar üzmemişti... Sadece şunu diyebildi gözlerin nemlenerek:
"Uzaktan bir akraba"... ve sonsuza dek sustu...
Bugün çok şükür mutlu bir günü yaşıyorum... İnsan verimli olunca kendini iyi hissediyor... Bugün çok faydalı bir kaç iş yaptım... Yeni bir yemek denedim "Patlıcan Kebabı"... Eşim de beğendi... Tabi O beğenince ben de çok mutlu oldum...

Diğer faydalı iş ise su ısıtıcımı temizlemekti... Bayağı kireçlenmişti; sabahları vakit az olduğu için çayın suyunu ısıtıcıda kaynatıyordum... Ama artık çayın tadını bozmuştu... Sirke ile temizlediklerini söylemişlerdi arkadaşlar ama cesaret edemiyordum... ve bugün denedim... Yarım litreden biraz az sirkeyi koydum ısıtıcıya; yarım litreye de üstüne su ekleyerek tamamladım, bi kaç kez kaynattım... Sirke baya bir köpürdü kaynayınca ... sonra bir güzel yıkadım içini... Şimdi ışıl ışıl tabanı ısıtıcımın...

Diğer faydalı işim ise yeni iki tane kavram öğrenmek oldu... Hep duyardım ama ne olduklarını bilmezdim... "Suizan ve hüsnüzan" ( http://www.dinimizislam.com/ )

Suizan(sû-i zann), birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması yani zannetmek suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama (çalmış olabilir) diye zannetmek suizan olur.

Hüsnüzan(hüsn-i zann) ise iyiye yormaktır, hakkında emin olmadığımız işlerde güzeli düşünmektir...

Psikologlar ; kişisel gelişim kitapları aslında hep demez mi, olumlu düşünmeyi, önyargılı olmamayı... Demek ki tam yaşandığında İslam;bireyler mutlu, huzurlu, başarılı oluyor...


Ben parolamı buldum, sizlere ise güzel günler dileklerimle...

bensen senben

Sadece korkuyu hissetti... Her şeyi varken bir anda hiç birşey oldu... Tam ben buyum diyecekken, oyunun içinde bulundu... Küçücük kafasının içinde ikincisini de yaşadı, "sen ben ol ben sen" dedi...

Kişilikli görünen yüzü, sakladığı korkunun gücüydü... Hata yapmaktan korktu; yaşamayı hata sandı, rüyada buldu kendini... Her anını kaydetmek istedi, ya kayıt altına alamadıkları... Onlar zaten kayıttaydı, bir gün karşısına çıktığında ne yapacağını bilememezliğin verdiği korkuyu hissetti... ve yine ikinci ben oldu; daldı ve yine uyandı görünen yüzü... Bu böyle sürerken, dolana dolana düğümlendi...

Düğümlendiği noktada seçimini yaptı: ya karmaşada dalgıçlık... ya görünen yüzündeki kişilik... ve ben beni seçti... korkuyu terketti... huzuru hissetti...

Nihayet aylar süren tedaviye cevap verebilmişti... uykudan uyanan gözlerini gerçek dünyaya dikti ve "çok mu oldu?" diye sordu gülümseyerek...

Pazar Sendromu

Şu Pazar günlerini ne zaman seveceğim acaba... Sabah saatlerini de geride bırakınca, içimdeki sıkıntı da başlıyor... Ütüydü, yazılı sorusu hazırlamaktı, derslere hazırlıktı derken içimi bir sıkıntı bastı ki... Yarın da nöbet var... Sene sonuna tiyatro da çıkarmam gerekiyor... Çok yoğunum... Ama boş boş oturuyorum... Atalet terket beni...

Neyse işin ucundan kulağından bir yerinden başlamam lazım... Başlamak bitirmenin yarısıymış... Yazılı sorusu hazırlamak en zorlandığım ama bitirince en çok rahatlayacağım işim...

Haydi Bismillah...

Dönüş

Ben geldim... Neredeydim ki geldim... Efendim memleketime gittim... "Taşını toprağını özlemişim" diyenler bana çok komik gelirdi, yaw insan ayrı kalınca gerçekten özlüyormuş taşını da, toprağını da, suyunu da... Çok uzun kalamadım, eş dost göremedim ama bana da bi değişiklik oldu, hayırlı işlere vesile olmak ve hayır dualar almanın mutluluğu ile dönüşüm gerçekleşti...

Bi kaç günlük ziyaretten sonra memlekette olmak arzum da bitiverdi, efendim insanın eşi olmayınca yanında, gönlü de çabuk geçiyomuş özlediği memleketinden... Diyorum ki sanki aylar öncesinde O mu vardı? Yok tabi ama insan güzel şeylere çabuk alışıyor... Bi de evimi özledim ne yalan söyleyim...

Umarım mutlu mesut günler bizleri bekler...

Blogger Templates by Blog Forum