GURBETTE HASTA OLMAK

Bugün zordu.. Geçmişi hatırladım, hastalandığım ve anneme, babama, eşime, dostuma en çok ihtiyacım olduğu zamanı... Birinin sesini duysam gözlerimin buğulandığı, sesimin boğulduğu, yutkunduğum ama belli atmemeye çalışırkenki nefes  alamama hallerimi...Böyle bir durumu, bilmem kaçınız yaşadınız... Bugün ben yaşamadım ama yaşayana şahit oldum ve yaşadığım zamanları hatırladım...

Meslekdaşım bugün İstiklal Marşı'nı okurken bayılmış, öğrenciler söyledi, koştuk ki, dudaklar mosmor, rengi kireç gibi, atladık bir arkadaşın arabasına, gittik acile, hemen serum bağladılar, kan testi falan, derken öğleni ettik... E tabi eşi dostu anası babası arıyo arkadaşın ve o da iyiyim derken yalan söylüyor... Gurbettekiler işte böyle iyi olmadıkları halde hep iyi olduğunu söyler ailesini üzmemek için... Onların borçları da yoktur, dertleri de, arkadaşları da iyidir, okul da, yurt da, onlar hiç hasta olmazlar....

Neyse ki arkadaşım şimdi iyi... ben de üzüldüm ve Allah gurbette yalnız koymasın kimseyi de dua edip durdum...

abdülsamed'in suçu ne?

Henüz 50 yaşına basalı iki gün olmuştu, emeklisine 12 sene kalmış, kızını gelin etmiş, oğlunu askere göndermiş, küçük oğlu kpss'den kopya çekmeden 98 ile atanmıştı, Urfa Siverek'e... Torunu olmuş, adı Abdülsamed değil Berkcan konmuş, eşi menopoza girmiş, babasını kaymetmiş, annesi ise alzaymır olmuştu: Kendisini bi tanıyor, bağrına basıyor;  bi tanımıyor "eşşolu bileziklerim nerde pis hırsız" diye kovalıyordu...

Bulunduğu ilçeye hala BİM açılmamış, mahalle bakkalından kazık yemekten ve veresiyeden de vazgeçememişti... Arabası vardı, ehliyeti de vardı, ama korkaktı arabasıyla trafiğe çıkamazdı, oğlu gelse de Şerafettin Amca'lara götürseydi diye beklerdi... Evi de vardı, üstelik asansörlüydü ama apartmanın aidatı 250 liraydı...

İş yerinde hala müdür olamamış, üstelikte yaşça küçük amirinden fırça yemişti... Evden işe işten eve, arada çay ocağına takılır, babası çoban diye kendisiyle dalga geçen arkadaşlarına cevap veremediği için, içi içini yerdi, ve "ana hep sen bizi böyle ezik yetiştirdin" diye söylene söylene evin yolunu tutardı... Evde menopozun etkisiyle, kan ter içinde kalmış karısı, yine kapıyı pencereyi açmış, ortalıkta dolanırken "nerde kaldın samed? saat kaç oldu? çöpleri kapıcı toplamadı, akşama da misafir var, aradım pide yaptır diyecektim açmadın dın dın..." diye devam ederkeeeen olan olmuştu... Hayatında hiç kimseye bir fiske bile sesini yükseltmeyen Abdülsamed, " yeteeer hanıııııımm" diye bağırmış  ve maalesef Abdülsamed antropoza  girmişti.

PEKİ SORUYORUM SİZE ABDÜLSAMED'İN SUÇU NEYDİ?

:) :S :(

En mutlu olduğunuz anı düşünün, işler bi tıkırında, aman bi mutlusunuz, hayatınızın en güzel haberleri peşi sıra geliyor ve ve ve...

ve birden üzülecek aptal bir şey kurcalıyor kafanızı, "aaa ne yani bu kadar zorluğu aşmışım" diyosunuz "buna mı üzüleceğim", deyip mutluluğunuzun tadını çıkarmaya devam ediyorsunuz derken,  o küçük huzursuzluk bu sefer az daha büyümüş,  gelmiş yine hazır ve nazır....

aaaaa ne şimdi ya siz baya üzülüyorsunuz, olmadı bir de bu konu hakkında icraata geçmeye başlıyorsunuz tamir etmek için... yaw mübarek, peki  ya kafanın bir uydurmasıysa taktığın o yoktan şey, oldu mu behey sersem... elindeki mutlu anı, insan nasıl böyle kaybeder...

insanoğlu mutluluğu değil, mutsuzluğu daha çok seviyor, yalan deyin hadi... yukarıda yazdığımı çoğumuz yaşamışızdır...

 işte şükredenler neden kazanıyor burada anlaşılıyor çünkü şükretmeyi bilmiyoruz ve hep daha fazla, hep daha fazlası diyoruz... zenginin imtihanı fakirinkinden zordur... biz de sanırız ki neden onun her şeyi tam tekmil oluyor, işi gücü rast geliyor,  üstelik inançsız bir insan diye düşünüyoruz, neden ben değil diyoruz belki... bizler küçücük bir mutluluğun bile şükrünü etmekten acizken, koca servetin şükrünü nasıl vericez...

DUA

"Dualarınız da olmasa ne ehemmiyetiniz var!" Ramazan ayının son on gününden biri biliyorsunuz 'Kadir Gecesi'dir. Özellikle 27. gecesi vurgulanırken ben diyorum ki son kalan günlerimizi de boş geçirmeyelim, Rabbim son on günü diye bir belirsizlik koyduysa vardır bir hikmeti diyelim 27. gecesi kadar olamasa da diğer günlerden biraz daha farklı ibadetle dolu olmasına dikkat edelim, diye kendi nefsime söylüyorum aslında burada paylaşırken.

Okuduğum kitaplardan notlar tutmak çok hoşuma gider... Özellikle Senai Demirci'nin ve diğer yazarların kitaplarından derlediğim ve Serpil Erkaralı arkadaşımın tam da ihtiyacım olduğu zamanlarda bana mesaj olarak gönderdiği duaları kaydetmek ve ihtiyacı olanlara sunmak için bloğuma yazıyorum: Okuyup geçilecek gibi değil, inanın her insanın yaşadığı ve hissedip doğru bir şekilde dile getirmediği bir ifadeyle sunulmuş dualar, umarım Rabbim kabul eder; şimdiden AMİN diyelim!


"Ey cömert ve ikram edici Yaradıcımız, ey olabileceklerin en güzelini tasarlayan sahibimiz, ey izzetli ve şerefli koruyucumuz, senden cömertliğin ve merhametin hürmetine istiyorum:


Ey Allahım bana doğru bir iman, şirk olmayan yakın(eş-dost) ve dünya - ahiret ikramına kendisiyle nail olacağım bir rahmet ver,


Rabbim sana mahcubiyetle dönüp tevbe etmek en sevimli halimizdir, bizi affınla sevinenlerden eyle Ey Tevvab,


Musibetlerimizi hafiflet, sıkıntılarımızı gider, darlıklarımızı genişlet, darda koyma bizi, göğsümüze genişlik ver Ey Mühevvin,


Senin rahmetindir yüzümüzü varlığa döndüren, bizden razı ol ki rahmetine layık olalım; rahmetine layık eyle ki, hükmüne razı olabilelim,


Allahım beyaz elbise kirlerden temizlendiği gibi kalbimi günahlardan temizle; kalbimizi iki yüzlülükten, eylemlerimi gösterişten, dilimi yalandan, gözümü vefasızlıktan temizle;şüphesiz sen gözlerin hainliğini ve kalplerin sakladığını bilirsin,


Allahım hoşnutken de, öfkeli iken de, içten ve samimi söz söylemeyi Senden diliyorum; fakirlikte de zenginlikte de iktisatlı olmayı Senden diliyorum; Senden tükenmeyen bir nimet diliyorum, Senden bitmeyen bir evinç diliyorum,


Rabbbim sen ki tövbe edip dönenlerin özrünü kabul edersin, af ve bağışlanma dileyen herkes sana gelir, ne kusur ettiğimi biliyorum, bilmeden yaptıklarımı da bağışla, affet bizi ey Gaffur,


Rabbim sana kulluğumuz en büyük izzetimizdir, kulluğumuzu kabul eyle ey Mabud; Sana muhabbetimiz en büyük aşkımızdır, muhabbetini daim eyle ey Mahbub,


Senden iffetli yaşamayı, dünyam, dinim, aile fertlerim ve malım hakkında sağlığı ve güvenliği istiyorum; eksikliklerimi ört, korkumu güvenliğe çevir; önümden, ardımdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek günah ve felaketlere karşı beni koru,


Alahım bize düşmanlık edenlere karşı, bize yardım et; bize dini musiber verme; dünyayı en büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi yapma; bizi bize acımayanların saldırılarına teslim etme,


Allahım her zorluğu kolaylaştırmakla bana lütufta bulun; iki hükmünden en hayırlısını benim için tercih et, benim için takdir ettiğini hayırı eyle, öyle ki geciktirdiğin şeyin acele gelmesini, acele getirdiğinin de gecikmesini istemeyeyim; Senden doğru yolda kararlılığı, verdiklerine şükretmeyi doğru bir dil, selim bir kalp istiyorum,


Ey Rabbim göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin bağını çözüver, ta ki sözüm anlaşılsın;


Ey Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır,


Ey bizim ikram sahibi Rabbimiz, bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellikler ver ve bizi cehennem ateşinden koru,


Ey Rabbimiz unutmuş ya da kasıtsı olarak yanlış yapmışsak, bundan dolayı bizi sorumlu tutma; Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme; Rabbimiz takat getiremeyeceğimizşeylerle bizi yükümlü tutma; bizi affet, kusurlarımızı bağışla, bize merhamet et,


Ey Rabbim hakkında kesin bilmediğim şeyi istemekten sana sığınırım, eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum,


Allahım acizlikten, korkaklıktan, cimrilikten, düşkün ihtiyarlıktan, kalp katılığından, gafletten, başkasına yük olmaktan, miskinlikten, fakirlikten, inkarcılıktan, nankörlükten, günahkarlıktan, gerçeğe ters düşmekten, ikiyüzlülükten, işitsinler diye iş yapmaktan sana sığınırım,


Allahım yaratılışımı güzel takdir ettiğin gibi, ahlakımı da güzel eyle; kulağımdan ve gözümden beni ölünceye kadar faydalandır; dinimde ve bedenimde bana sağlık ve güvenlik ver; hakkımı alıncaya kadar, zulmedene karşı bana yardım et; hiç bir düşman ve hasetçiyi bana güldürme; hazineleri Senin elinde olan Rabbim, her türlü şerden sana sığınıyorum."


AMİN.


Benim başıma gelmez demeyin!


Bilen vardır, bilmeyen çoktur, ben de arkadaşımın başına gelmese bilmezdim. Tedbirli olmak ve zamanında müdehale her şeyde çok önemli. Gelelim olaya:

Arkadaşımın altı buçuk aylık premature bebeği oldu, belli bir müddet küvezde kaldıktan sonra göz muayenesinde görme problemi olduğu anlaşılmış. İstanbul ya da Ankara' da lazerle ameliyat olması gerekiyormuş, görebilmesi için. Ancak zaman çok önemliymiş, bulunduları ildeki doktor teşhisi cuma günü koymuş ve "bebeğin göz damarları gelişmemiş Ankara ya da İstanbul'a bir götürün, çıkışı pazartesi yapıp gidersiniz" demiş ve net bir şey söylememiş ama ana ciğeri durur mu pazar akşamdan düşmüşler yollara ve buldukları profesor doktor son 72 saatlerinin kaldığını söylemiş, kendi başına wc gidip gelebilirse dua edin demiş, ve bulunduğu hastaneyi ayağa kaldırıp tel ile diğer doktorlara ulaşıp akşama bebeği ameliyata almış... Off anne ve babasının çektikleri çok acıydı biz ikinci ameliyatta yanlarındaydık ve ne çektiklerine bizzat şahit olduk ki yürek dayanmaz, bebek 3 saat kaldı ameliyatta anne babaya ise 3 yıl gibi geldi. Hele ki ameliyat sonrası gözleri balon gibi olunca koydular feryat figanı; ama neyse ki 2. ameliyattan sonra Ankara'da Başkent Üniversitesi Hastanesinde bebeğimiz 1 gözü yarım diğer gözü tam görebilecekmiş ancak ileride çeşitli göz kusurları çıkabilirmiş. Allah doktordan razı olsun, hepimizin yüzünü gülgürdü...

Erken doğan bebeklerin çoğunda özellikle altı buçuk ayda görme problemi görülürmüş. Doktor teşhisi koyar koymaz; tedavisinin mümkün olduğu sadece İstanbul ya da Ankara'da soluğu almak lazım. Göz gelişimi 16. haftada tamamladığından, gelişemeyen göz damarlarının yerine vücut, damar üretirmiş bunlar da zamanla çoğalır, gerçek damarların önünü tıkar ve kalıcı körlüğe sebep olurmuş. Doktorun müdehalesi lazerle bu gereksiz damarları yok etmek ki gerçek damarların önü açılsın ve göz gelişimini tamamlasın.

Düşünsenize bebeğin anne karnında kaldığı bir saat bile çok önemliyken maalesef önlenemeyen erken doğumlar çok fazla, bilinçli olmakta fayda var, hepimizin başına gelebilir. Allah hayırlı doğumlar ve hayırlı evlatlar nasibetsin tüm isteyenlere ...

Blogger Templates by Blog Forum