Organik Soğanlarım

Bahar gelince doğa canlanıyor. Benim de saksılara soğan maydonoz dikme zamanım geliyor. Aslında öyle bahçe işlerini sevmem hatta çiçek bile yetiştiremem en son hediye edilen kaktüsü kurutmuştuk :(

Geçen sene bayağı bir mücadeleden sonra nisan ayında sağolsun kayınvalidem sayesinde dikebilmiştik. Ama maydonoz geç olduğu için bir iki defa yemek ancak nasip oldu. Çünkü tatil oluyor biz Ankaraya dönüyoruz.

Bu sene de iş başa düştü erken dikelim istedim ama her gün erteledik toprak getiremedi bir türlü eşim yağmur olunca ıslanıyor malum. Markette gezerken hazır toprak gördük ve hemen alıp ertesi gün diktik. Tabi saksıya ne kadar sığar bir kürek aldığımız tohumların yarısı bile bitmedi. Tohumlar arttı.

Bugün de hava çok güzel, insanlar kendini dışarıya atıyor, burası da küçük yer olunca caddede ve özellikle bir kaç tane olan piknik yerlerinde tüm tanıdıkları görebiliyoruz; eşimle ev kuşu gibiyiz pek dışarı çıkmayı sevmiyoruz. Neyse ki eşimi ikna ettim ve çıktık dışarıya, herkes dışarıda piknik yerlerini dolandık bir iki arkadaşı gördük, davetlerini geri çevirdik ve arabadan inip bir on dakika yürüdük. Allahıma şükürler olsun ne iyi geldi.

Sonra markete uğradık. Yine toprak gelmiş, toprak alıp eve döndük ben de kalan soğanlarımı bu sefer yoğurt kaplarına diktim. Yoksa tohumlukarım küflenecekti. Maddi manevi maliyeti satın almasını geçse bu soğanların ama değer mi... Ee burası küçük yer uğraşacak bir şeyler gerek bize. ( sulamaya da üşemiyor değilim)

Soğanlarımdan ve manzaradan bir kare:



Kutlu Doğum (sav)

Efendim benim (sav) , öyle hasretteyim ki, kalmadı dermanım...
Ah bir gelseydin rüyalarıma, gönlüme şifa olurdun, geleceğin gün bayramım olurdu, en büyük kurtuluş ümidimi işte o zaman yakalardım belki. O zaman hayatım anlamlı, gönlümde genişlikle, acım hafifleyerek yaşardım.

Efendim bir ışık bir işaret bir siluet. Gülsem de yaram derin, güldükçe acıtıyor, keşke kaybetmeseydi bu biçare gönlüm seni, şimdi bulamıyorum senden haberci bir iz dahi...

Gel Ey Sevgili(sav),
Gel En Sevgili(sav)...
Hastalıklı kalbime Nurunu merhem eyle, eyle ki derman bulayım. Rabbime gidecek yüzüm yok, tut elimden, tut ki beni ebedi huzura erdir;
Bana, bize şefaat et Ey Sevgili, En Sevgili...

Kış ve Bahar

Hiç bitmeyecek sanmıştım. Vakit hiç geçmedi, başım zonkladı. Arada bir unutunca başka şeylere dalıp az rahatladım ama aklıma gelince, onunla karşılaşınca aynı bunalım stres sıkışmışlık katlanarak devam etti. Bu halim hep devam edecek diye düşünürken; veremediğim cevaplar, konuşamadığım gerçekler yolunu bulmuş dere gibi akınca, daralmam da geçti.

Ah akılsız nefsim, niye anlamaz ki; her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı vardır. Yeter ki rahmeti sonsuz Yüceler Yücesi'nden ümitsizliğe düşmeden doğru bir şekilde istemesini bilelim.

Üslup

Doğru bir dil ile karşı tarafın kapısını aralayabilir miyiz?İstediğimizi diretmek yerine karşı tarafa da hak verip suyuna gidip yine kazanan biz olabilir miyiz? Ya karşı taraf sürekli mızmızlansa, sabır taşı çatlar sinirleniriz; ama çatlatmadan sabır taşını, onun kahrını çekip iyi bir üslup ile zafer bizimdir diyebilir miyiz?

Neden olmasın. Emeksiz yemek olmaz, zahmetsiz de zafer. Tılsım, doğru kelimelerde, sinirlere hakim olmakta ve az da sabırda.
"Adab-ı muaşeret KurAn ahlakı ve edeb- i Muhammedi*** ile olur. Bu da elinden geldiğince nahoş durumlarda bile kırıcı olmadan nazik ve edepli bir tavır ve hal dili ile mümkündür. " denilmiştir.

SAMİMİYET

İnsanlarla samimiyet kurmak zamanla doğru orantılı bence. Çabuk kurulan samimiyetin ömrü uzun olmuyor ve dikkatli de olmak gerekiyor burada, hemen teslim bayrağı ile de sırlar da ortaya dökülünce risk de beraberinde geliyor; ama zamanla oluşmuşsa samimiyet kolay kolay bitmiyor...

Esasen biz insanlar dünyalık işlerimizde çarçabuk samimi olabilirken ahiret için bir araya gelmelerde sanırım samimiyet az olduğundan devamlılık da az oluyor. Çok arkadaşınız olmuştur böyle ortamlarda çok da iyi insan demişsinizdir ancak bundan öteye gitmez. Bir dönem olur yolda görseniz bile selamdan kaçarsınız. Ben hep üzülmüşümdür eski dostlarımı hatırladıkça; zaman mekan paylaşımı bitince bir bakmışım samimiyet de bitmiş...

Hatta dünyalık işlerde çok samimi olduğumuz arkadaşlarımıza ahireti anlatmaktan çekinmişizdir, çünkü hayat görüşlerimiz farklı olunca, dünyaya geliş gayemizi ve asıl mesleğimizi unuttuğumuzdan, doğru söylerken dışlanmaktan korkarız.

İki dünya saadeti ile ebedi samimi dostluklar diliyorum...


Dua

Uyuyup uyansak ve geçmiş hüzünlerimiz, kırgınlıklarmız, kıskançlıklarımız, affedemeyişlerimiz ve pişmanlıklarımızdan kötü bir kabusu atlatır gibi kurtulup dinç mutlu bir sabaha uyansak... keşkeler yok, huzur var; gülerken ağlamak yok, gerçekten gülmek var olabilse.

Baki alemde bu huzura erebilecek , Nur Cemalinle (cc) nasiplenebilecek , Efendimiz (sav ) şefaatine erebilecek ameller işleyebilecek miyiz?

Bu hastalıklı ruhlarımız salih ameller ile iyileşebilecek mi?

Korku ve ümit içindeyiz akıbetimizi hayırlı eyle Rabbimiz..

ALIŞ ALIŞ ALIŞ VERİŞ

Alışverişi kim sevmez ki...

Alışveriş ile ilgili hiç de yabancı olmadığımız terimler:

Arkadaşım almış çok beğendim ben de alacağım hangi siteden almıştır acaba.

Bu seferki alışveriş sondur son olmadığını bile bile.

Yeni aldığını göstermek için arkadaş davetlerinde boy gösterilir,

İnternetten alışverişler ise başlı başına bir parağraf alır. Korgocu arkadaşlarla kanka olunur: 'abla noldu yeni getirmiştik olmadı mı' o sorar artık sen ne dersin bilmem. İndirim bir ürünedir, farklı günlerdir hemen alman gerek sepetinden kaparlar. %50 indirim üstüne + %20 indirimi beklerken saatlerce  bilgisayar başında vaktin gider.Başına ağrılar girer, gözün kan çanağına döner, vicdanla hesaplaşma yapılır 'acaba israf mı ediyorum' ve nefis kazanır, o ürün alınır...
Bunları uzatmak hiç de zor değil.

Hep alıyoruz alıyoruz da hiç vermek aklımıza gelmiyor, acaba hangimiz sevdiğimiz bir kıyafetimizi eskimeden vermeyi başarabiliyoruz hatta evde giymeyi tercih edip vermekten vazgeçiyoruz. Zaten eskitemiyoruz ki kıyafetleri 365 güne yetecek kadar  var çünkü.Eskiden ne güzeldi bayramdan bayrama düğünden düğüne alınırdı kıyafetler, bir botun bir kabanın bir ayakkabın olurdu bunlar demirbaşlardı ve bunlar eskiyince yenisi alınırdı. Şimdiki gibi bir kıyafetin 10 değişik rengi bulunmazdı dolaplarda. Bir dolap olurdu bütün aile üyeleri ondan geçinirdi, şimdi dolabın yedi kapaklı olsa fena olmazdı deniyor.

Birilerimiz lüks içinde yaşarken birileri de ağzının suyu akarak bizlere bakıyorsa, bu işte bir yanlışlık var. Acaba bu lükslük mü lüks gibi görünmeye çalışmak mı, bu her ne ise sonucu yanlışa çıkıyor. Umarım bu yanlıştan kurtuluruz, dünya bizi ne kadar da içine alır oldu. Halbuki hepsine bu dünyada sahip olarak öbür dünyada bir şeyler istemeye hakkımız kalıyor mu acaba...


Blogger Templates by Blog Forum